25 Şubat 2013 Pazartesi

POSTMODERN ÖRGÜT KURAMLARI


POSTMODERN ÖRGÜT KURAMLARI
ÖZET
Bu çalışmada, 20. yy sonrasında ortaya çıkan ve son yıllarda farklı bilim dallarından birçok araştırmacının ilgi odağı haline gelen postmodernizm olgusunu incelenecektir. Çalışmamızda yönetim bilimi ve örgütsel yönetim alanında postmodernizm olgusunun ortaya çıkışı üzerinde kısaca durduktan sonra modernizm olgusunu kısaca inceleyeceğiz. Postmodernizm olgusunu, modernizm temelinden hareket ederek açıklamaya çalışacağız. Bu şekilde izlenecek yöntemin postmodernizm anlaşılması açısından daha yararlı olacağı görüşündeyiz.
GİRİŞ
Geçmişten günümüze geliştirilen bütün teorilerin, yönetim tarzlarının temelinde her zaman daha iyiye ulaşmak, en iyi yönetim sistemini oluşturmak, örgütsel yapının verimliliğini ve etkinliğini sağlamak görüşü olmuştur. Dolayısıyla bütün bilim adamaları, yöneticiler, akademisyenler her seferinde mevcut yönetim anlayışının, mevcut teorilerin eksik yönlerini tespit etme ve bu eksikliklerin giderilmesine yönelik yeni teoriler, yeni sistemler geliştirme çabasında olmuşlardır.
Modern örgüt teorisi, klasik yaklaşımlar ve neoklasik yaklaşımlar sonrasında geliştirilmiştir. Son yıllarda ise postmodernizm olgusu araştırmacıların gündeminde yer alan önemli konulardan bir tanesi haline gelmiştir.
Yönetim literatürünü kısaca hatırlamak gerekirse;
·           Klasik Yönetim Teorileri   à İş
·           Neoklasik Yönetim Teorileri   à İnsan
·           Modern Yönetim Teorileri   à Sistem Yaklaşımı;
·           Her zaman, her duruma uygun bir örgüt yapısı yoktur.
·           Sistem, ana sistemi oluşturan birçok alt sistemden oluşmaktadır.
                                                          à  Durumsallık Yaklaşımı;
·           Her durum gibi her örgütte kendine özgü özelliklere sahiptir.
Şeklinde kısaca özetlemek mümkündür.
Buradan sonra ise özellikle son 30 yılda kendisini iyiden iyiye hissettirmeye başlayan Postmodern yaklaşım önem kazanmaya başlamıştır. Postmodern örgüt teorileri temelde;
·           Doğrusal olmayan, kısıtlanamayan örgüt yapısı,
·           Aynı dil etrafında toplanan insan kaynağı
gibi olguları ortaya koymuş ve diğer örgütsel teorilerin eksik yönlerini ortaya koymak ve geliştirmek üzere meydana getirilmiş, anlam berraklığından çok anlam zenginliğinin olması gerektiğine inanan ancak henüz bir sisteme oturtulamamış, kuramsallaşmamış henüz görüş aşamasında olan yaklaşımlardan oluşmaktadır.
Postmodernizm kavramının ne olduğu konusunda henüz tam bir fikir birliğine ulaşılamamıştır dolayısıyla herkesçe kabul gören bir tanım yapılması pek mümkün değildir(Yıldız). Kelime olarak postmodernizm, modernizm sonrası anlamına gelmektedir. Farklı dönemlerde çeşitli alanlarda ortaya çıkan fikir değişimleri olması nedeniyle bir akım olarak ifade edilmektedir.
Literatürü incelediğimizde konunun niteliği ile ilgili temel anlamda görüş birliği olsa da ilgili dönemin adlandırılması, kapsamı ve özellikleri konusunda farklı düşüncelerin söz konusu olduğunu görmekteyiz. Weber'in ifadesiyle, bir çağ, başlangıcında değil ancak bittiğinde tarif edilebilir. (Halis;s.4) Bu bağlamda yeni bir kavram olan postmodernizmin açıklanabilmesi için daha önceden bilinen belirli kalıplara başvurmanın faydalı olacağı düşüncesindeyiz.  Postmodernizm konusunun daha iyi anlatılabilmesi ve anlaşılabilmesi açısından ve aynı zamanda da modern yaklaşımın eleştirisi niteliğinde, onun eksik yönlerini iyileştirmeye yönelik geliştirilen fikirlerden oluşması bakımından öncelikle modernizm konusuna kısa bir dönüş yapmamızda fayda olacağını düşünmekteyiz.
MODERNİZM
Modern, güncel hayatta modaya uygun, trend, köklü değişikliklerden sonra ortaya çıkan daha faydalı, daha ergonomik, daha rahat olanaklar sağlayan en yeni gelişmelerden oluşan durumlar anlamında kullanılmaktadır.( Şişman,1996)
Modernizm olarak adlandırılan akımın gündeme gelmesi ve modern olarak adlandırılan dönemin hangi zaman aralığına tekabül ettiği ile ilgili farklı görüşler söz konusudur. Çünkü fikir değişimleri birbirlerinden etkilenmeleri sonucunda farklı alanlarda farklı zamanlarda kendini göstermektedir. Ancak modernizm hareketlerini genel olarak 18. Yy’da meydana gelen Rönesans ve Reform hareketlerine yani aydınlanma hareketlerine dayandığı görüşü genel kabul görmektedir. Daha detaylı bir ayrıma gidilecek olursa, modernizme geçişi belirleyen başlıca (bilimsel, siyasi, kültürel, etknik, endüstriyel) devrimlerden faydalanılmaktadır.(Şişman;1996). Buradan hareketle, modernizmin temelde, belirli bir döneme damgasını vurmuş görüşlerin, düşüncelerin, uygulamaların yani geleneksel olguların, geleneksel din, felsefe, siyaset, ahlak, hukuk, tarih, ekonomi, yönetim anlayışlarının eleştirilmesiyle ortaya çıktığı söylenebilir. Burada din, felsefe, siyaset, ahlak, hukuk, tarih, ekonomi vb. alanlardaki geleneksel düşünceden kasıt, klasik düşünceler dönemini, yönetim alanı açısından ise klasik örgüt teorilerini kapsamaktadır. Bu alanlardaki düşünsel gelişmeler ve yenilikler zamanla bu alanların her biri üzerinde etkisi göstermiş ve klasik dönemden sonra modern düşünceler dönemi ve daha sonrasında ise son yılların sıkça tartışılan postmodern düşünce döneminin gündeme gelmesine neden olmuştur. Bütün bu gelişmelerin yönetim ile ilgili kısmı ise modern örgüt teorileri ve sonrasında da postmodern örgüt teorileri olarak adlandırılmıştır. ( Koçel;2011, Yıldırım;2010, Doğan;2007)
Copper ve Burrel’e göre modernizm, insanın kendisini, tanrı ya da doğanı bir yansıması olmasının dışında, bağımsız bir varlık olduğunu keşfetmesiyle başlar ve modernizmle birlikte Toplumsal hayatta tanrı merkezli bir dünyadan insan merkezli bir dünyaya geçişi, yani kalıplaşmış görüşleri terk edip aklın kullanılmaya başlandığı bir yapıyı ifade etmektedir. Bu da 18. Yy’da aydınlanma dönemi olarak ifade edilen dönemi kapsamaktadır. Aydınlanma felsefesi, nesnel bilim, evrensel ahlak, yasa ve özerk sanatı konu alan ve temelde akıl, bilgi, bilim, deney, laiklik, özgürlük gibi kavramları ön plana çıkaran bir kültür felsefesidir. (Şişman,1996)
Modernizm, sosyal alanda Avrupa’da ortaya çıkmış ve bu çerçevede zamanla tüm dünyayı etkisi altına almış bir akım haline gelmiştir. 19. Yy’da doruk noktasına ulaşmıştır. 20. Yy başlarında Batı’da sosyal, siyasal, ekonomik alanda ortaya çıkan sorunların, krizlerin etkisi zamanla tüm dünyaya yayılmaya başlamış ve çeşitli dallardan bilim otoriteleri arasında modernizmin de bazı eksik yönlerinin olduğu düşünceleri ortaya çıkmaya başlamıştır. Günümüz itibariyle de modern dünya toplumlarının yavaş yavaş modern yaklaşmın özelliklerinden uzaklaşmaya başladıkları, adı henüz tam olarak netleştirilemeyen bir dönemi yaşamaktadırlar. (Şişman;1996, Yıldırım;2010)
Yukarıdaki kısa özet bağlamında Jeannere (Doğan; 2007) moderniteye geçişi;
·           Bilimsel devrim; Newton ile,
·           Siyasal devrim; demokrasinin devletin tek rasyonel biçimi haline gelmesiyle,
·           Kültürel devrim; yeni fiziksel dünya görüşü ve düşüncenin laikleşmesiyle,
·           Endüstriyel devrim; emeğin soyutlaşması ile gelişmiştir.

Aydınlanma dönemi ile birlikte bu gelişmelerin yaşanmasına meydan yaratan gelişmeleri ve modernizmin özelliklerini şu şekilde sıralamak mümkündür(Taylor;2004);
·           Makine ve elektrik- elektronik teknolojilerinin gelişmesi ve sanayi tipi üretime geçilmesi,
·           Çoğunun akılcılığa, tarafsız bilgi edinme anlayışına dayandığı Sosyal bilimler ve fizik alanında meydana gelen bilimsel gelişmeler, ortaya çıkan yeni görüş ve teoriler,
·           Nüfus dağılımında büyük karmaşalara sebep olacak kırdan kente toplu göçler,
·           Tüketici ihtiyaçlarının artması,
·           İşletmelerin çok uluslulaşması, globalleşmesi,
·           Sosyal hayatı düzenlemeye yönelik akılcı düşünce ve uygulamaların ortaya çıkması,
·           Hane halkını, işletmeleri ve hatta tüm sosyal hayatı etkileyen kitle iletişim araçlarının yaygınlaşması,
·           Ulus millet anlayışının gelişmesi, önem kazanması,
·           Uluslar arası ticaretin de etkisiyle ekonomik yapıların çok hassas ve hareketli hale gelmesi
Bu gelişmeler geleneksel düşünce ve yönetim yapısının temellerini kökten sallamış ve yeni köklü örgütlenme yapısı, etkileşim ve farklılaşma düşüncelerini hakim olduğu bir dönüşüm sürecinin yaşanmasına sebep olmuştur.
Hem modernizmi hem de buna bağlı olarak postmodernizmi anlayabilmek açısından modernizmin temel görüşlerine kısaca değinmekte fayda görmekteyiz. Modernizmin temel düşünsel yapısı aşağıdaki görüşlere dayanmaktadır( Doğan; 2007, Saylı;… Yıldırım;2009);
·           Bireycilik; bireysel hak ve özgürlükler, bireysel çıkarlar,
·           Aklıcılık; geleneğin yerini akılcılığın alması, toplumsal düzenin akıl temeline göre yapılandırılması,
·           Bilmenin ve bilginin niteliği;  var olanı olduğu gibi açıklamaya yönelme
·           Bilimsellik; teori yerine bilim
·           Bilimsel yöntem; pozitivizm
·           Determinizm; evrende olan her olgunun önce bir ya da birkaç olgunun sonucu olması, dolayısıyla geleceğe yönelik tahminlerin yapılabilmesi,
·           Dışsal otoriteyi reddetme
Bu özellikler modernizm olgusunun genel özellikleri olup temelde faydacı kurama dayanmaktadır ve bu olgunun örgütsel anlamada niteliği ise, verimlilik ve etkinliğin sağlanmasıdır.
Modernizm kavramının sosyal alanda ortaya çıkmasını ve gelişim sürecini kısaca bu şekilde özetledikten değinmemiz gereken bir diğer konu da örgütsel anlamda modernizm olgusudur.
Sosyal hayatta fikirsel dönemlerin tasnifinde kavramsal sorunlar olduğu gibi yönetim alanında da yönetim kuramlarının sınıflandırılması sırasında düşünsel farklılıklar söz konusudur. Bu sorun modern örgüt yapılarının sınıflandırılmasında kendisini daha fazla göstermektedir. Yönetim ve örgüt literatüründe, geçmişten günümüze kabul edilen ve kullanılan sınıflandırma, kuramların klasik, neoklasik, modern kuramlar şeklinde tasnif edilmesidir. Bu sıralama dikkate alındığında, 1920-1960 arası döneme ait kuramlar (sistem yaklaşımı ve durumsallık yaklaşımı) modern kuramlar olarak değerlendirilmektedir.  Anılan yıllarda bu kuramlar en güncel ve en yeni kuramlar olması nedeniyle modern olarak adlandırılmıştı. 1970’li yılların ortaları itibariyle modernizm anlayışının istenen sonuçlara ulaşmada yetersiz kalması, farklı ihtiyaçların ortaya çıkması vb. nedenlerle modernizm zamanla şekil değiştirmeye başlamış, bu süreç içerisinde de yeni anlayışlar, fikirler oluşmaya başlamıştır. Bunlar bir süre modernizm kapsamında ele alınsa da zamanla farklılaşma ve ayrılmalar söz konusu olmuştur. Dolayısıyla, bununla birlikte modernizm olarak ifade edilen kuramların tam olarak güncelliği, yeniliği, gelenekselliğe baş kaldırmayı mı yoksa toplumsal teorilerle ilişkilendirilerek anlam yüklenmesi gerektiğine mi dayandığı konusunda ikilemler ortaya çıkmıştır.  Buna bağlı olarak da modern kuramlara eleştiri olarak ortaya çıkan kuramların isimlendirilmesi tartışılması gereken bir başka sorunu ortaya çıkarmıştır.
POSTMODERNİZM
Postmodernizm, kelime anlamı olarak modern ötesi ya da modern sonrası olarak tanımlanmaktadır. (Doğan;2007, Şişman;2006). ////Kavram ilk kez Arnold Toynbee tarafından 1939‟da kullanılmıştır. Toynbee “modern” dönemin Birinci Dünya Savaşında sona erdiğini, postmodernin 1918-1939 yılları arasında biçimlenmeye başladığını ileri sürmektedir (Habermas, vdg. 1995:8). Ancak bu konuda fikir birliği yoktur. ////.Postmodernizm ilk olarak sanat alanında 1960’lı yıllarda ortaya çıkmıştır, ancak sosyal bilimlerde ilk kez ele alınışı 1970’li yıllara dayanmaktadır. Postmodernizm kavramı ilk defa 1973’te ABD’de bilginin sanallaşması ile modernizmin şekil değiştirmeye başladığını savunan sosyolog Daniel Bell tarafından kullanılmış daha sonra Fransa ve Almanya üzerinden Avrupa’ya yayılmış ve daha sonra da tüm dünyayı ve tüm alanları etkisi altına almaya başlamıştır.(Hassard;1994, Şişman;1996). Bell, postmdernizmi anlatırken, teknolojinin gelişmesi, bilginin sanallaşması ile bir yandan üretim sektörü değer kaybederken diğer yandan yeni iş kollarının ortaya çıktığını ve bilgi işçileri diye bir grubun ortaya çıktığını söylemektedir. Postmodernizmin Fransa’daki öncüleri, Kristeva ve Lyotard; Almanya'daki öncüsü ise Habermas’tır. Daha sonraları postmodernizm Habermas, Althusser. Foster, Morris, Fraser, Nicholson, Turner, Heller, Feher. Lash, Murphy. Foucault, Jameson, Kellner, Giddens, Heidegger, Deleuze, Derrida, Adorno, Featherstone, Baudrillard, Bauman gibi isimler tarafından farklı konularda ele alınmıştır.
Postmodernizm kavramı henüz sınırları çizilebilmiş, nitelikleri belirginleşmiş bir kavram değildir. Bu kavramın kapsam ile ilgili çeşitli görüşler ve tartışmalar söz konusudur. Postmodernin ne olduğunu tanımlamak, postmodernizmi belirli sınırlarla kısıtlamak ya da bir kurama sığdırmak postmodernizmin düşünce yapısına terstir, çünkü tanımlamak, sınırlar çizmek, belirli kalıplara oturtmak daha çok modernizmi yansıtan özelliklerdir. Dolayısıyla postmodernizm kavramı ile ilgili bazı belirsizlikler ve tartışmalar söz konusudur;
·           Bu tartışmalardan biri, postmodern kavramının neyi ifade ettiği ile ilgilidir. Örneğin; Bauman ve Parker’a göre postmodernizmin iki kullanımı söz konusudur; bunların ilkine göre postmodernizm(post-modernizm) yeni ve farklı bir devri işaret etmektedir, ikincisine göre ise postmodernizm yeni bir kuram türü olduğunu ifade etmektedir. Hassard(1993), bu konuyu şu şekilde açıklığa kavuşturmaktadır; Hassard’a göre postmodernizm, hem bir tarihsel dönem hem de bir bilgi kuramıdır. Yani her ne şekilde düşünülürse düşünülsün, modernizmin eksik kalan yönleri nedeniyle bu eksikliği tamamlamaya ve bu sebeple meydana gelen sorunları çözümlemeye yönelik ortaya çıkan düşünceler topluluğu olduğu kabul edilmektedir.
·           Postmodernizm ile ilgili tartışmalardan bir diğeri de postmodern olarak ifade dönemin tam olarak hangi zaman dilimini ifade ettiği konusunda yani ‘post’ ön ekinin ne anlamla kullanıldığı ile ilgilidir. Bir kısım düşünür postmodernizmi modernizmin devamı olarak görürken, diğer bir kısım düşünürler de bu düşüncelerin modernizmin eleştirisi ve hatta modernizme bir başkaldırı olduğunu savunmaktadır. Genel kabul gören temel görüşe göre “post” önekinin anlamı, modernizmden sonraki dönemi ifade ediyor olmasıdır. Bu noktada dikkat edilmesi gereken bir nokta bu önekin, "radikal bir eleştiri", dahası, "reddiye" anlamını içermesidir.(Şener;2007) Bu bağlamda postmodernizm, sadece modernizm sonrası değil, modernizimin “radikal bir eleştirisi” ve aynı zamanda modernizmin “reddi” olarak değerlendirilmesini gerektirmektedir.(Şener;2007)
POSTMODERN KÜLTÜR – BİLGİ – DİL
Modernizmin hakim düşünceleri üç temel anlayışa dayanmaktadır. Bunlardan birincisi, doğa ile toplumsal düzen arasında zorunlu bir ilişkinin kurulmasıdır. İkincsi, toplumsal dünyanın nesnel yasalara göre şekillendirilmesi gerekliliğidir. Üçüncüsü, nesnel, evrensel bir gerçekliğin kabul edilmesidir. Postmodernizm bu düşüncelerin tamamıyla çelişmektedir.
Postmodern toplum ile ilgili tartışmalar D. Bell’in "Kapitalizmin Kültürel Çelişkileri" ve "Endüstri Sonrası Topluma Geçiş" kitaplarındaki eleştirileriyle gündeme gelmiştir.(Taylor;2004). Bell, Batı toplumlarında krizlerin, kültür ile toplumun birbirinden ayrılmasına kadar geri gittiğini ve modern kültürün ahlaki değerlerle ayrıştığını ileri sürmüştür.(Şişman;2006). Heller ve Feher gibi bir kısım araştırmacılara göre ise postmodernizm, bir başkaldırı hareketi olmaktan öte her tür kültüre yaşama hakkı sağlayan, kültürel çoğulculuğu öne çıkaran bir kavram olarak çözümlenmektedir.
Modernleşme sürecinde, bilginin merkezileşmesi, belli ülkelerin, diğerleri üzerinde bir kültür hegemonyası kurması sonucunu doğurmuştur.(Şişman;2006). Ancak ekonomik ve siyasal değişmelerle birlikte, merkez-çevre ülke ilişkileri de değişmeye başlamış, kültür ihraç eder durumda olanlar, aynı zamanda ithal eder duruma da gelmişlerdir.(Şişman;2006). Postmodernizm kültürel, etnik, sınıfsal ayırımlara önem vermemektedir. Yani bahsedilen gelişmeler neticesinde bu tür sivri ayrımlar terk edilmeye başlanmış, homojenleştirme düşüncesi terk edilip heterojen yapılar önem kazanmıştır.(Sallan ve Boybeyi;s.315)
Postmodern söylemde bir toplumu bir arada tutan şey, ortak bir bilinç ya da altyapı değildir. Aksine, toplumsal bağ, hiçbirinin bütün içinde tek başına süreklilik göstermediği çapraz söylemsel pratikler silsilesinden oluşan bir örgüdür.(Yıldırım;2009). Buna göre, postmodernizm, toplumun bir bütün halinde mükemmel bir sistem olduğu görüşünü reddetmekte, bu toplumu bütünleştirebilecek mutlak bilginin olmadığını ifade etmektedir.(Yıldırım;2012, Şişman;2006). Bu bağlamda postmodernizme göre toplum, total veya üst kimlikler çerçevesinde bir bağlılık (aidiyet) duygusuyla bütünleşmiş insanlardan kurulu bir düzen olmayıp, insanların karşılıklı etkileşim içerisindeki farklı beklenti, çıkar ve amaçlarıyla bu yoldaki eylemlerinin birbirine eklemlendiği bir alaşımdır.(Yıldırım;2009). Lyotard’ın da ifade ettiği gibi, postmodern bilgi, insanın farklılıklara duyarlı olma özelliğini geliştirir, hoşgörü yetisini güçlendirir.(Şişman;2006).
Modern zihniyet, iktidar, bilgi, dil ve öznellik aracılığıyla belirli modelleri gerçeklik konusunda imtiyazlı kılmaktadır. Buna karşın postmodernizme göre gerçekliğin tüm çeşitleri “gerçektir.” (Yıldırım;2012).  Bu bağlamda postmodernizm,  genel geçer evrensel bilgi yerine bilginin göreceli bir kavram olduğunu savunmaktadır. Bu da modernizimin savunduğu süreklilik, düzenlilik, mantık yerine belirsizlik, değişkenlik, kaos ve kargaşayı getirmektedir.
Postmodern yaklaşımı modernizmden ayıran özelliklerden bir tanesi de dildir. Modernizm, dilin mantık ve akılla elde edilen gerçekleri anlattığını ifade etmektedir. Postmodernizm genel geçer bilgiyi reddetmesinin bir sonucu olarak dilin mecazi, mataforik, belirlenemeyen, çelişkilerle dolu karmaşık bir şey olduğunu savunmaktadır.(Gergen ve Joseph;2006). Bu nedenle dil, güvenilmez, tehlikeli ve farklılıklar gösteren bir varlıktır. Postmodernizme göre dil, bir şeyi temsil ederken aynı anda onu oluşturur.(Yıldırım;2012)
Modern paradigmalar, araştırmacıyı imtiyazlı bir otorite gibi görür. Yani araştırmacı bilgi üretimi esnasında onu yönetebilir. Postmodernizm, genel geçer bilgiye ulaşılamayacağını öne sürerek bu sistemi eleştirmektedir. Modernizmde, araştırmalar için belirli yöntemler, hiptezler ve kuramlardan bahsetmek mümkünken postmodernizm bunu eleştirmekte ve belirli yöntemlerle her zaman doğru bilgi üretmenin mümkün olmadığını söylemektedir. Bu da geçmişten günümüze bütün araştırmaların temelini sallaması anlamına gelmesi nedeniyle çok kabul görmemektedir.
POSTMODERN ÖRGÜT KURAMLARI
Önceleri sanat alanında ortaya çıkan postmodernizm düşünceleri zamanla toplumsal konular üzerinde kendisini göstermeye başlamış ve buna bağlı olarak ta yönetim alanını ya da bilimini de etkisi altına almıştır. Postmodernizm 1980’li yıllar itibariyle örgütsel alanda etkili olmaya başlamış ve o dönemlerde zirvesinde olan modern yaklaşıma karşı eleştiriler şeklinde kendisini hissettirmeye başlamıştır. Postmodernizm örgütsel anlamda incelenmesi esnasında toplumsal araştırma ve görüşlerden faydalanıldığı görülmektedir.(Şişman;2006)
Örgütsel anlamda Postmodernizmin incelenmesi çok yeni bir kavram olmasa da hala belirsizliklerle dolu ve hala tartışılmaya devam eden bir konudur. Bunun temel sebepleri, Postmodernizmin kendi anlayış yapısı ve bunun yanı sıra yönetim alanına ait bilgilerin çoğunun uzun bir dönemi kapsayan modern teorilerden oluşmasıdır.
Yönetim alanında geliştirilen ve belirli dönemlere damgalarını vuran klasik, neoklasik ve modern yaklaşımların zamanla istenen ve beklenen sonuçlara ulaştırmada yetersiz kaldıkları ortaya çıkmış ve bununla birlikte sürekli birbirini takip eder şekilde ortaya çıkmışlardır.  Günümüzde gündeme oturan yaklaşım ise postmodern yönetim yaklaşımlarıdır. Postmodernizm il ilgili ikilemlerin yönetsel alanda da aynı şekilde söz konusu olduğu gözlenmekte ve bu konudaki tartışmalara devam edilmektedir.
1970’li yıllardan itibaren dünya, makro düzeyde politikadan teknolojiye, sosyolojik dönüşümlerden uluslararası ekonomik dengelere, iletim araçlarından ulaşıma ve üretim teknolojilerinden bilişim teknolojilerine kadar büyük bir değişime sahne olmuştur. Bu değişimlerin yansımaları, işgücünün niteliliğini ve tasnifini de içine alan emek piyasalarında da görülmektedir. Postmodern ya da sanayi ötesi olarak adlandırılan bu dönemin temel tapı taşı ise bilgi ve enformasyon ve buna bağlı olarak gelişen teknolojidir. Postmodernizm düşünceleri modern örgüt teorilerinin eleştirisi niteliğinde ortaya çıkmıştır. Modern örgüt teorilerinin temel varsayımları(Halis;s.8)
·           Örgütler sınırlı ve tanımlanabilir varlıklardır.
·           Örgütler farklılaştırılmış iş yapma birimleridir.
·           Örgütler rasyonel ilkelere göre hareket ederler.
Postmodernizm, post-modenizm(dönem) anlamı ile de postmodernizm(kuram) anlamı ile de modernizmin bu temel varsayımlarını eleştirmektedir. Ancak nasıl eleştirdiği yine bu ayrıma dayanmaktadır.
Epistemoloji yani kuram olarak postmodernizm, toplumsal anlamda bizi çevreleyen dünyayı nasıl algılamamız gerektiğine odaklanmaktadır. Örgütsel boyutta düşündüğümüzde ise örgüt içi ve örgüt dışı çevrenin nasıl algılanması gerektiği ve nasıl ele alınması gerektiği ile ilgilidir. Epistemolojil olarak postmodernizm,  modernizmi tamamen reddetmektedir. Epistemolojik postmodernizme göre; insanlar her zaman rasyonel davranamaz, yani genel geçer bir bilgi olmaması nedeniyle rasyonel bilgi olup olmadığı da kesinliğe kavuşmuş bir olgu değildir. Postmodernizm, tanımlanabilir, sınıflandırılabilir, sınırlandıraılabilir örgüt yapılarını eleştirmektedir. Ayrıca örgütün yapısının, anlamının, özelliklerinın gözlemcinin bakış açısına göre değişiklik gösterdiğini savunmaktadır.
Modern sonrası dönem olarak post- modernizm açısından postmodern yönetim kuramını incelediğimizde; modernizmin varsayımlarını tamamen reddetmediğini ancak zamanla yetersiz kalmaları nedeniyle artık o kuramların, yöntemlerin yetersiz kaldığını zaman zaman da geçersizleştiklerini ileri sürmektedirler.
Post-modernizme göre örgütler tanımlanabilir, gözlenebilir deneysel özelliklere sahiptirler, ancak gerçekleşen bir takım gelişmeler ve değişimler neticesinde bu sınırlandırma düzenlerinin artık uygulanabilirliklerinin kalmadığını ifade eden görüşlerden oluşmaktadır. Post- modernizm uzun yıllar yönetim uygulamalarının temel taşı olam bürokrasi modelinin artık yetersiz kaldığını, uygulanabilirliğinin olmadığını savunmaktadır.(Yılmaz;2012). Buna karşın artık nispeten küçük ölçekli, esnek üretime uygun, bilgi teknolojileri yoğun, vasıflı işgücüne dayalı, ademimerkeziyetçi, katılımcı örgüt yapılarının, şebeke örgüt yapılarının, hiyerarşinin olmadığı, esnek, belirli bir mekana ve kısıtlara bağlı olmayan örgütlerin daha uygun yönetim sistemleri olduğunu savunmaktadır.
Post – modernizm, modernizm ve önceki kuramların bürokratik ve akılcı yapılarını yerine örgüt kültürü kavramına odaklanmakta ve yönetimin buralarda olduğu gibi nispeten zorunlu güç ile değil iyi bir örgüt kültürü oluşturulması yoluyla örgütsel amaçlara ulaşmanın daha uygun olacağını savunmaktadır. Merkeziyetçi görüşleri eleştirmekte ve ademi merkeziyetçi yönetim yapılarının olması gerektiği üzerinde durmaktadır.
Post-modernizmin üzerinde durduğu konulardan birisi de esneklik konusudur. iş gören katılımının vurgulanması, hiyerarşilerin azaltılması, karar mekanizmasına katılımın desteklenmesi, toplam kalite yönetimi gibi önceki kuramlarla çelişen uygulamaların yeni bir yönetim tarzı olarak örgütsel amaçlara ulaşmada daha verimli olacağı görüşünü savunmaktadır. Bu tip yönetim tarzlarının ise Weberyan yönetim tarzı gibi baskıcı, kontrol oldaklı sistemlerden farklı olarak örgütsel güven, örgütsel vatandaşlık, örgütsel bağlılık gibi duygusal boyutlara odaklanan bir anlayış gerektirdiğini savunmaktadır.
Yönetim Prensipleri açısından Modern – Postmodern yönetim anlayışları arasındaki farkları şu şekilde gösterebiliriz;




Kaynak:http:/www.rcopper.com/files/Ch Postmodern Managing İntro.pdf Erişim tarihi:25.01.2013
SONUÇ
Yönetim tarihi boyunca her döneme, her zamana ve her duruma uygun bir yönetim sistemi geliştirmeye yönelik araştırmalar yapılmıştır, ancak her seferinde geliştirilen teoriler ve sistemler belirli bir zaman sonra yetersiz kalmış ve yerine yenilerinin geliştirilmesine ihtiyaç duyulmuştur.  Yönetim bilimi alanında geliştirilen her teori, her kuram o dönemin şartlarına uygun, dönemin felsefecileri ve bilim adamlarınca geliştirilmiş, dolayısıyla ortaya çıktıkları dönemin izlerini taşımaktadır.
Artık her duruma ve har zamana uygun bir sistem geliştirmenin mümkün olmadığı herkes tarafından kabul edilen bir gerçektir. Postmodernizm de bu doğrultuda önceleri modernizme eleştiri olarak ortaya çıkmış ve son yıllarda modernizmi tamamen reddeden görüşlerin de eklenmesiyle farklı bir yönetsel dönemin başlangıcı olarak görülmeye başlanmıştır. Ancak postmodernizmin niteliklerinin, kapsamının belirlenmesi konusundaki tartışmalar hala sürmektedir. Bunun yanı sıra kendi içerisinde de yönetim uygulamalarının geçerliliği açısından bazı çelişkiler ve eksiklikler içermektedir. Bu nedenle henüz kuramlaşamamış çeşitli görüşelerden oluşan düşünceler topluluğu halindedir.



KAYNAKÇA
1.      ASLAN Seyfettin, YILMAZ Abdullah, Modernizme Bir Başkaldırı Projesi Olarak Postmodernizm, C .Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt 2, Sayı 2
2.      DOĞAN Doç. Dr. Binali, yönetim ve Örgüt Kuramlarının Tasnifinde Modern ve Postmodern Ayrımı, Marmara Üniversitesi, İİBF Dergisi, Cilt;23.Sayı:22, 2007
3.      ERYİĞİT Süleyman, Modernizm Postmodernizm ve Organizasyon Yaklaşım
4.      GERGEN Kenneth J., TOJO Joseph, Organizational Science in a Postmodern Context, Journal of Applied Behavioral Science, 1996, 32, 356-378
5.      HALİS M., Pre-Modernden Postmoderne Örgütsel Evrim, Mehmet Zorlu Sakarya İl Milli Eğitim Müdürlüğü, minehalis@gmail.com
6.      HASSARD John, Postmodern Organızatıonal Analysıs: Toward aConceptual Framework, Joumat of Management Studies 31:3 May 1994
7.      SALLAN Songül, BOYBEYİ Songül, Postmodernizm- Modernizm İkilemi,
8.      SARGUT Selami, ÖZEN Şükrü, Örgüt kuramları, İmge Yayıncılık, 2. Baskı,2010, İstanbul
9.      SAYLI Yard. Doç. Dr. Halil, Geleneksel Yönetim Paradigmasının Sınırlayıcı Alanlarına Karşı Post-modern Yönetim Paradigmasının Geliştirici Alanları, Afyon Kocatepe Üniversitesi, İ.İ.B.F. Dergisi (Cilt.X ,Sayı II, 2008)
10. ŞENER Hasan Engin, Kamu Yönetiminde Postmodernizm,
11. ŞİŞMAN Yard. DOÇ. Dr. Mehmet, Postmodernizm Tartışmaları ve Örgüt Kuramındaki Yansımaları, Eğitim Yönetimi Yıl 2, Sayı 3, Yaz 1996, ss. 451-464
12. PARKER Martin, Post-Modern Organization Postmodern Organization Theory?, http://oss.sagepub.com/content/13/1/001
13.  YILDIRIM Murat, Modernizm, Postmodernizm ve Kamu Yönetimi, Uluslar arası İnsan Bilimleri Dergisi, Cilt:6, Sayı:2, 2009)
14. YILDIZ hasan, Postmodernizm Nedir?

3 Şubat 2013 Pazar

Leadership & Human Behavior


Leadership & Human Behavior
As a leader, you need to interact with your followers, peers, seniors, and others; whose support you need in order to accomplish your goals. To gain their support, you must be able to understand and motivate them. To understand and motivate people, you must know human nature. Human nature is the common qualities of all human beings. People behave according to certain principles of human nature.
Human needs are an important part of human nature. Values, beliefs, and customs differ from country to country and even within group to group, but in general, all people have a few basic needs. As a leader you must understand these needs because they can be powerful motivators.
Maslow's Hierarchy of Needs
Unlike others researchers in the earlier days of psychology, Abraham Maslow's based his theory of human needson creative people who used all their talents, potential, and capabilities (Bootzin, Loftus, Zajonc, Hall, 1983). His methodology differed from most other psychological researchers at the time in that these researchers mainly observed mentally unhealthy people.
Maslow (1970) felt that human needs were arranged in a hierarchical order that could be divided into two major groups: basic needs and metaneeds (higher order needs):
  • Basic Needs are physiological, such as food, water, and sleep; and psychological, such as affection, security, and self-esteem. These basic needs are also called “deficiency needs” because if they are not met by an individual, then that person will strive to make up the deficiency.
  • Metaneeds or being needs (growth needs). These include justice, goodness, beauty, order, unity, etc. Basic needs normally take priority over these meta needs. For example, a person who lacks food or water will not normally attend to justice or beauty needs.
These needs are normally listed in a hierarchical order in the form of a pyramid to show that the basic needs (bottom ones) must be met before the higher order needs:

  • 5. Self-actualization — know exactly who you are, where you are going, and what you want to accomplish. A state of well-being.
  • 4. Esteem — feeling of moving up in world, recognition, few doubts about self.
  • 3. Belongingness and love — belong to a group, close friends to confide with.
  • 2. Safety — feel free from immediate danger.
  • 1. Physiological — food, water, shelter, sex.
Maslow posited that people want and are forever striving to meet various goals. Because the lower level needs are more immediate and urgent, then they come into play as the source and direction of a person's goal if they are not satisfied.
A need higher in the hierarchy will become a motive of behavior as long as the needs below it have been satisfied. Unsatisfied lower needs will dominate unsatisfied higher needs and must be satisfied before the person can climb up the hierarchy.
Knowing where a person is located on the pyramid will aid you in determining effective motivators. For example, motivating a middle-class person (who is in range 4 of the hierarchy) with a certificate will have a far greater impact than using the same motivator to effect a minimum wage person from the ghetto who is desperately struggling to meet the first couple of needs.
It should be noted that almost no one stays in one particular hierarchy for an extended period. We constantly strive to move up, while at the same time various forces outside our control try to push us down. Those on top get pushed down for short time periods, i.e., death of a loved-one or an idea that does not work, while those on the bottom get pushed up, i.e., come across a small prize. Our goal as leaders therefore is to help people obtain the skills and knowledge that will push them up the hierarchy on a more permanent basis. People who have their basic needs met become much better workers as they are able to concentrate on fulfilling the visions put forth to them, rather than consistently struggling to make ends meet.
Criticisms and Strengths
The above statements may be considered generalizations. Maslow's theory has often been criticized because we can find exceptions to it, such as the military, police, firefighters, etc. who will risk their safety for the well-being of others or parents who will sacrifice their basic needs for their children. However, there are very few theories that are not flawed in that once we start drilling down to individualistic levels, then the theory or generalization often starts to fall apart.  For example, even Newton's theory of physics, which later became laws, fell apart once we were able to drill down to the atomic level.
A recent study (Tay, Diener, 2011) discovered that as hypothesized by Maslow (1954), people tend to achieve basic and safety needs before other needs. However, fulfilling the various needs has relatively independent effects on a person's Subjective Well-Being. Thus rather than being a pyramid with the basic human needs arranged in a hierarchical order, it is more like a box with the basic human needs scattered within and depending on the situation and/or environment, different needs rise to the top to compensate for the deficient needs.
Maslow's theory remains a classic because rather than looking at psychology as strictly the study of the mentally ill, his theory was based upon healthy persons.  And being one of the first humanistic ones, it has its share of flaws. 
Expansion of the Pyramid
In Maslow's (1971) later years, he become more interested in the higher order or metaneeds and tried to further distinguish them. Maslow theorized that the ultimate goal of life is self-actualization, which is almost never fully attained but rather is something we try to always strive for.
He later theorized that this level does not stop, it goes on to self-transcendence, which carries us to the spiritual level, e.g. Gandhi, Mother Theresa, Dalai Lama, or even poets, such as Robert Frost. Maslow's self-transcendence level recognizes the human need for ethics, creativity, compassion and spirituality. Without this spiritual or transegoic sense, we are simply animals or machines.
This expansion of the higher order needs is shown here:

Note that the four meta needs (above the inner pyramid) can be pursued in any order, depending upon a person's wants or circumstances, as long as the basic needs have all been met:
  • 8. Self-transcendence — a transegoic (see Note below) level that emphasizes visionary intuition, altruism, and unity consciousness.
  • 7. Self-actualization — know exactly who you are, where you are going, and what you want to accomplish. A state of well-being.
  • 6. Aesthetic — to do things not simply for the outcome but because it's the reason you are here on earth — at peace, more curious about the inner workings of all things.
  • 5. Cognitive — to be free of the good opinion of others — learning for learning alone, contribute knowledge.
  • 4. Esteem — feeling of moving up in world, recognition, few doubts about self.
  • 3. Belongingness and love — belong to a group, close friends to confide with.
  • 2. Safety — feel free from immediate danger.
  • 1. Physiological — food, water, shelter, sex.
Note: Transegoic means a higher, psychic, or spiritual state of development. The trans is related to transcendence, while the ego is based on Freud's work. We go from preEGOic levels to EGOic levels to transEGOic. The EGO in all three terms are used in the Jungian sense of consciousness as opposed to the unconscious. Ego equates with the personality.
In addition,just as in his earlier model, we may be in a state of flux — we shift between levels (Maslow, 1968). For example there may be peak experiences for temporary self-actualization and self-transcendence. These are our spiritual or creative moments.
Characteristics of self-actualizing people:
  • Have better perceptions of reality and are comfortable with it.
  • Accept themselves and their own natures.
  • Lack of artificiality.
  • They focus on problems outside themselves and are concerned with basic issues and eternal questions.
  • They like privacy and tend to be detached.
  • Rely on their own development and continued growth.
  • Appreciate the basic pleasures of life (e.g. do not take blessings for granted).
  • Have a deep feeling of kinship with others.
  • Are deeply democratic and are not really aware of differences.
  • Have strong ethical and moral standards.
  • Are original, inventive, less constricted and fresher than others
Going Beyond Maslow
While the research of Maslow's theory has undergone limited empirical scrutiny, it still remains quite popular due to its simplicity and being the start of the movement away from a totally behaviorist/reductionistic/mechanistic approach to a more humanistic one. In addition, a lot of concerns are directed at his methodology in that he picked a small number of people that he declared self-actualizing and came to the conclusion about self-actualization. However, he understood this and thought of his work as simply a method of pointing the way, rather than being the final say. In addition, he hoped that others would take up the cause and complete what he had begun.
Which brings us to the next models. Other researchers have taken up his cause and furthered refined them, mostly in the area of organizations and work. Herzberg, Alderfer, and McGregor's research are all closely tied to Maslow's theory.
Herzberg's Hygiene and Motivational Factors
Frederick Herzberg was considered one of the most influential management consultants and professors of the modern postwar era. Herzberg was probably best known for his challenging thinking on work and motivation. He was considered both an icon and legend among visionaries such as Abraham Maslow, Peter Drucker, and Douglas MacGregor.
Herzberg (1966) is best known for his list of factors that are based on Maslow's Hierarchy of Needs, except his version is more closely related to the working environment:
HERZBERG'S HYGIENE & MOTIVATIONAL FACTORS
Hygiene or Dissatisfiers:
  • Working conditions
  • Policies and administrative practices
  • Salary and Benefits
  • Supervision
  • Status
  • Job security
  • Co-workers
  • Personal life
Motivators or Satisfiers:
  • Recognition
  • Achievement
  • Advancement
  • Growth
  • Responsibility
  • Job challenge

Hygiene or dissatisfiers factors must be present in the job before motivators can be used to stimulate a person. That is, you cannot use motivators until all the hygiene factors are met. Herzberg's needs are specifically job related and reflect some of the distinct things that people want from their work as opposed to Maslow's Hierarchy of Needs which reflect all the needs in a person's life.
Building on this model, Herzberg coined the term job enrichment — the process of redesigning work in order to build in motivators by increasing both the number of tasks that an employee performs and the control over those tasks. It is associated with the design of jobs and is an extension of job enlargement (an increase in the number of tasks that an employee performs).
McGregor's Theory X and Theory Y
Douglas McGregor (1957) developed a philosophical view of humankind with his Theory X and Theory Y — two opposing perceptions about how people view human behavior at work and organizational life. McGregor felt that organizations and the managers within them followed either one or the other approach:
Theory X
  • People have an inherent dislike for work and will avoid it whenever possible.
  • People must be coerced, controlled, directed, or threatened with punishment in order to get them to achieve the organizational objectives.
  • People prefer to be directed, do not want responsibility, and have little or no ambition.
  • People seek security above all else.
In an organization with Theory X assumptions, management's role is to coerce and control employees.
Theory Y
  • Work is as natural as play and rest.
  • People will exercise self-direction if they are committed to the objectives (they are NOT lazy).
  • Commitment to objectives is a function of the rewards associated with their achievement.
  • People learn to accept and seek responsibility.
  • Creativity, ingenuity, and imagination are widely distributed among the population. People are capable of using these abilities to solve an organizational problem.
  • People have potential.

In an organization with Theory Y assumptions, management's role is to develop the potential in employees and help them to release that potential towards common goals.
Theory X is the view that traditional management has taken towards the workforce. Most organizations are now taking the enlightened view of theory Y (even though they might not be very good at it). A boss can be viewed as taking the theory X approach, while a leader takes the theory Y approach.
Notice that Maslow, Herzberg, and McGregor's theories all tie together:
  • Herzberg's theory is a micro version of Maslow's theory that is focused in the work environment.
  • McGregor's Theory X is based on workers caught in the lower levels (1 to 3) of Maslow's theory due to bad management practices, while his Theory Y is for workers who have gone above level 3 with the help of management.
  • McGregor's Theory X is also based on workers caught in Herzberg's Hygie